DOLAR NEDEN YÜKSELİYOR?

Merkez Bankaları, dünya genelinde ülkelerinin para birimlerinin ne kadar olacağına karar veren kurumlardır. Bu kurumların da tıpkı ticari işletmeler gibi hedefleri var, misyonları, vizyonları var. İktisada Giriş dersinde  söylenen standart bir bilgi; “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın öncelikli hedefi fiyat istikrarıdır.”
Çok uzun uzun teknik cümlelerle sizleri sıkmak istemiyorum. En yalın haliyle konuyu özetlemeye çalışacağım.
Merkez Bankaları piyasayı canlandırmak istediklerinde, piyasaya para verir ve faizleri de düşük tutar. Bunun anlamı; “Piyasa al sana para, ama faizden kazanç sağlaman için vermiyorum bu parayı, bununla git yeni iş yerleri aç, yatırımlar yap”, demektir. FED (Amerika Merkez Bankası), işte yıllardır bunu yaptı. Piyasaya ucuz para sağladı fakat faizleri yükseltmedi. Büyümeyi sağlamayı ve işsizliği azaltmayı bu şekilde elde etmeyi amaçladı. Aslında plan güzeldi fakat, piyasadaki bu ucuz doların tamamı yatırıma dönüşmedi, Türkiye gibi ülkelerin para borsalarına, altın borsalarına gitti. İşte biz de buna “sıcak para” dedik. Bize geldi diye çok sevindik. Bu sıcak para girişlerini AR-GE finansmanı olarak sağlayabilseydik, (çünkü hizmet sektörüne dayalı bir ekonomimiz ve genç nüfusumuz var ve bana göre en mantıklı karar ARGE yatırımı olurdu) bundan sadece 10 sene öncesinde ekonomik büyüklüğümüzün birbirine çok yakın olduğu Güney Kore gibi bir ülke olabilirdik. Teknoloji ülkesi. Cep telefonu ihracatçısı belki de. Sonrasında da, piyasada paranın tükeneceği günleri pusuda bekleyip (yani bugünleri), geliştirdiğimiz yeni tekonolojileri ürünlere dönüştürüp, sanayileşmeye başlayabilirdik. Yapmadık, tercih etmedik. Peki bunların yerine neler yaptık? Ev yaptık, yol yaptık, köprülü kavşak yaptık. Hep şikayet ettiğimiz ulaşım, gereksiz bir yatırım mıdır? Şüphesiz ki, ulaşım ülkelerin en çok gereksinim duyduğu yatırımlardan biridir. Lakin, öncelikle o yollar aracılığıyla sevk edilecek malların üretilmesi gerekirdi. Ulaşım iyileştirilmeleri zaten bunu takip edecek olan ikinci aşama olabilirdi. Benim gibi düşünülmedi. “Yolunu yapalım da, taşıyacak malı buluruz elbet”, denildi. Plan kör topal ilerliyordu aslında. Büyüme oranları her yıl hedefleri karşılayamayacak kadar düşse de, yine de bir büyüme gerçekleştiriliyordu. Ta ki, 2013 yılına kadar.
2013 yılında FED para politikası değişikliğine gitti ve aslında Türkiye için işler o zaman kötü gitmeye başladı. Çünkü FED ucuz paranın musluğunu kıstığını tüm dünyaya ilan etti. Hatta, “faizleri arttıracağım artık” dahi dedi. (2 yıldır tüm dünya gözünü dikti, toplantı sonuçlarını izliyor, ha arttırdı ha arttıracak diye.) Üstelik, o hedeflediği yatırımları sağlayamamıştı bile. Sadece devasa büyüklükteki cari açığında düzelmeler görünüyordu. Türkiye gündeminin “GEZİ PARKI” olduğu o günlerde, çok medyatik açıklamalar da gelmişti. Gezi Parkı eylemleri sebebiyle, dövizin TL karşısında çok değerlendiği yönünde açıklamalar olmuştu. Siyasetçiler, burada politik başarılarını gösterip, algı yönetimi yaptılar ve de dövizdeki FED kararı sebebiyle oluşan bu hareketliliğe güzel bir kılıf yaratarak, kendi üzerlerinde oluşacak muhtemel baskı için yeni bir adres yaratmış oldular. O tarihlerde ilk kez dolar 2 TL’nin üzerinde bir seyir izlemeye başladı ve Merkez Bankası da bu gidişe dur demek adına fazileri 5 puan arttırarak doları baskılamaya çalıştı. Bu artış, tüm piyasalarca “çok endişe verici“ olarak değerlendirildi. “Kriz kapıda” söylemleri başladı. İlgili bakanlıklar; “Kriz yoktur, herşey iyidir, keyifler yerindedir.” diye hemen hemen hergün kamuoyuna açıklamalar yaparak, endişeleri gidermeye çalıştılar.
Peki faiz artışı ekonomiler için neden kötüdür? Faiz kötü değildir, hatta enflasyonla uyumlu faiz olması istenen bir durumdur. Sermayenin toplanmasını sağlar. Toplanan sermaye yatırım yapılabilmesine imkan sağlar. Fakat, Enflasyonla uyumsuz, tamamen global bir Merkez Bankası’nın kararı sebebi arttırılan faiz piyasa için kötüdür. Kimse borçlanmak istemez. Yeni yatırımların oluşmasına ortam hazırlanmamış olur. Talep ve arz dengesi şaşar. Piyasa önce durağan bir seyir izlemeye başlar, arkasından iflaslar ve sonucunda da piyasalarda küçülmeler boy gösterir. Şu anda politikacılar tarafından yapılan, Merkez Bankası üzerindeki faiz indirimi baskısı da bundan kaynaklanıyor. Piyasada belirgin bir talep azalması var. Lokomotiv sektör olarak son yıllarda öne çıkarılan inşaat sektörü, konut veya yeni iş yeri satışlarında durma noktasına geldi.
FED, Eylül.2015 ‘te faizleri arttıracağını açıkladı. Bizim gibi ülkeler için sıkıntılı günler o zaman gelecek. Yani şu anda tabiki, Doğu Bölgesi’ndeki çatışma ortamı ve erken seçim kararı ekonomiyi olumsuz etkiliyor. Sadece vurgulamak istediğim, bize aktarıldığı kadar bir etki yok. Asıl etki, FED kararları ve politikaları.
Eylül.2015 sonrasında muhtemel olacaklar, bi nevi kehanetler de şu şekilde listelenebilir;

1. FED artık, faiz arttırımı yapacağı beklentisi ve daha güvenilir piyasalara yani, gelişmiş ülkelere para taşınması, sıcak paranın göçü, ilk öncelikli olarak beklenen etki. Giderken doları da yanlarında götereceği için, iç pazarda (Türkiye’de) dolar azılışı olacak. Dolar iç payasada azalınca ne olacak? TL karşısında çok değerli bir hale dönüşecek. (Ağustos.2015 TL-DOLAR kuru, bunu destekliyor.)
2. Petrolün yükselişiyle birlikte, Türkiye’ye girmiş olan bir Arap sermayesi de mevcuttu. Petrol fiyatlarının 48 dolara düştüğü bu günlerde onlar da ülkemizi terk ediyorlar, gelişmiş ülkelere sermaye akışları var. (Son 6 yılın en düşük seviyesine geriledi.)
3. Ülkemizde parite uzun bir zamandır 1,10 seviyesinde. (euronun dolar karşısındaki değeri.) Euro’daki hareketliliğin büyük bir sebebi bu olsa da, orda Avrupa Birliği ile ilgili çok başka konular da var. Bir başka yazımda bu konuya değinmeyi düşünüyorum. Her türlü soru ve görüşünüz için her zamanki adrese yani;
iam@ozgemguvenbas.com.tr ye maillerinizi bekliyorum.

KURUMLAR VERGİSİ MATRAHI HESAPLAMA

Ticari hayatta aktif rol alan tüm kesimlerin en azından duyduğu Vergi Matrahının tanımı; şirketteki satış ve alış işlemlerinin tamamlanmasından sonra hazırlanan mali tablolarda yer alan giderlerden, kanunlar uyarınca kabul edilen veya kabul edilmeyenlerin tespiti, şirketin faaliyet konusuna göre yararlanabileceği istisnalar ve indirimlerin hesaplanması sonrasında TİCARİ KÂR’dan MALİ Kâr’a ulaşılmasıdır.

Kurumlar Vergisi beyannamesinin verilme süresi her yılın 25 Nisan tarihidir. 2015 yılında hafta sonuna denk geldiği için 27 Nisan 2015 olarak güncellendi.

Kurumlar beyannamesindeki hazırlanan taslaktaki haliyle hesaplama aşağıdaki tablodaki gibi yapılmaktadır.

İCARİ KÂR VEYA ZARAR (690 DÖNEM KÂRI VEYA ZARARI HESABININ BAKİYESİ )
 (+)  KANUNEN KABUL EDİLMEYEN GİDERLER
 (+)  TİCARİ KÂRA YAPILACAK DİĞER İLAVELER
  (-)  TİCARİ KÂRDAN YAPILACAK İNDİRİMLER
(-)ZARAR OLSA DAHİ İNDİRİLECEK İSTİSNA KAZANÇLAR
= (Bu aşamada ulaşılan sonuç negatif olursa, bu tutar gelecek yıla geçmiş yıl
zararı olarak devreder.)
(-) ZARAR MAHSUBU
(-) KAZANCIN BULUNMASI HALİNDE İNDİRİLECEK İSTİSNA KAZANÇLAR
(-) KAZANCIN BULUNMASI HALİNDE UYGULANACAK DİĞER İNDİRİMLER
(-) YATIRIM İNDİRİMİ
=  KURUMLAR VERGİSİ MATRAHI

Yukarıdaki tabloda yer alan her bir satır aslında altında KVK ilgili maddeleriyle desteklenmiş birer ana başlık. Bu satırlardan birçoğu KOBİ diye tabir edilen ölçekteki ticari işletmelerce hiç kullanmıyor. Peki bu kadar detaylı bir çalışma istenen bu bilgileri kim kullanıyor diye sorulduğunda cevabı; ülkemizdeki toplam işletmeler içindeki yüzdesi %3 olan halka açık, borsada kağıtları işlem gören, büyük bir çoğu uluslararası firmalar olacaktır. Ülkemizdeki toplam pazarın %3’ünü oluştursalar dahi, yarattıkları ekonomik büyüklük açısından ilk 500’deki firmaların %90’ını oluşturduklarını da eklemek istiyorum. Toparlarsak yüzde olarak işletme sayısı bakımında çok düşük olmalarına rağmen, ülke ekonomisine yarattıkları katma değer bakımından ekonomiye yön verici niteliktedirler. Bu açıklama ışığında, aslında düşünülen kadar gereksiz detaylı şekilde hazırlanmış bir tablo olmadığı anlaşılıyor.

KOBİ ölçeğindeki işletmelerin beyan ettikleri Kurumlar Vergisi’nde Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler, Zarar Mahsubu, Yatırım İndirimi gibi kalemler, hemen her Kurumlar Vergisi Beyannamelerinde doldurulduğunu sıkça gördüğümüz kalemler. İçerik olarak neleri kapsadığı, ya da ifade olarak neyi anlattığı hususunda net olmayan bir kısım olduğunu düşünmediğim başlıklar açıkçası.

Diğer kalemler dediğimiz büyük cirolara sahip çoğunlukla İstanbul merkezli, genelde BÜYÜK MÜKELLEFLER vergi dairesine bağlı, ülkedeki spor, eğitim, sağlık gibi faaliyetlere sponsorluk eden firmaların sponsorlukla ilgili faaliyetleri, hisselerini halka arz etttikleri zamanki elde ettikleri kazanç gibi durumlar sayılabilir. Örnek vermek gerekirse; spor kulüplerine, bireysel spor dallarındaki (Milli Futbol Takımlarına, Bayan Voleybol Takımlarına, yüzücüler, tenisçiler) sporculara sponsor olan firmalar, sponsorluk hizmetleriyle ilgili katlanmış oldukları maliyetleri Kurumlar Vergisi beyannamesinde bildirip, daha az vergi ödeyebilirler. Amatör spor dalları adı altında geçen ülkemizde 1. Lig’de yer alan futbol takımları haricindeki tüm klüpler ve sporcular için katlanılan maliyetlerin %100’ü vergi matrahından indirilebilir. Profesyonel olarak tabir edilenlere yapılann sponsorluk masraflarının ise %50’si vergi matrahından indirilebilir.

2- Sponsorluk Harcamaları

KVK’nın 10. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının sözü edilen kanunlar uyarınca tespit edilen amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için % 50’si beyanname üzerinde gösterilerek dönem kazancından indirilebilmektedir.

Yazımın bundan sonraki kısmında muhasebesel detaylardan bahsedeceğim. Bu sebeple muhasebe alt yapısı olmayanlar için sıkıcı olabilecek düzeydeki detaylarla karşılacaklarını bildirerek okuyucularımı şimdiden uyarmak istiyorum.

Fakat meslek olarak muhasebe, vergi, finans işleriyle uğraşan kişiler için, üniversite öğrencileri ve yazılarımın büyük bir takipçisi olduklarını gelen maillerden anladığım akademisyenler için, mümkün olduğunca örneklerle desteklemeye çalıştığım faydalı bir yazı olduğu kanaatindeyim.

A-TİCARİ KÂRA YAPILACAK DİĞER İLAVELER

Şirketlerin çıkardıkları hisse senetlerinin itibari değerlerinin üzerinde elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar, kurumlar vergisinden istisna bulunmakta ve bu kazançlar uygulamada emisyon primi olarak adlandırılmaktadır.

Borsada işlem gören büyük şirketlerin mali tablolarında sıkça karşılaşılabilecek bir durum olan, anonim şirketlerin kuruluşları esnasında veya sermayelerini artırdıkları zaman, emisyon primi elde ederler. (Muhasebesel bir ayrıntıyı da eklemek gerekirse; “Emisyon Primleri 520- Hisse Senedi İhraç Primleri” hesabında izlenmekte ve gelir tablosuna aktarılmadan bilançoda yer almaktadır. Bu nedenle beyanname üzerinde ticari kâra eklenmeli daha sonra istisna kazanç olarak indirim konusu yapılmalıdır. )

KVK’nın 10. maddesi kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurum kazancından yapılacak bazı indirimlerin beyanname üzerinde ayrıca gösterileceğini hükme bağlamıştır. Bu nedenle söz konusu indirim kalemlerinden dönem içinde gider yazılmış olanların ticari kâra eklenmesi ve beyanname üzerinde ayrıca indirim konusu yapılması gerekmektedir. KVK’nın 10. maddesi dikkate alındığında bu kapsamda ticari kâra eklenecek kalemlerin sponsorluk harcamaları ile beyanname üzerinde indirim konusu yapılacak bağış ve yardımlar olduğu ortaya çıkmaktadır.

B- TİCARİ KÂRDAN YAPILACAK İNDİRİMLER

Senetsiz borçlar ve verilen vadeli çekler için hesaplanan reeskont faiz gelirleri mali kâra dahil edilmez. Bu nedenle söz konusu gelirlerin ticari kârdan indirilmesi gerekir. Ayrıca önceki dönemde senetsiz alacaklar ve hatır senetleri için hesaplanan reeskont faiz giderleri, takip eden dönem başında gelir kaydedilir. Bu tür faiz gelirlerinin de ticari kârdan indirilmesi gerekir.

(Tekdüzen Hesap Planına göre, karşılık giderleri iptal edildikçe “644-Konusu Kalmayan Karşılıklar Hesabı” aracılığıyla “690-Dönem Kâr veya Zararı Hesabı”na alacak kaydedilir. Tekdüzen Hesap Planı uyarınca ayrılıp VUK’da öngörülmeyen karşılık giderleri ayrıldıkları dönemde ticari kâra eklenerek vergilenir. Bu tür karşılıklar iptal edildikleri ve 644-Konusu Kalmayan Karşılıklar Hesabına kaydedildikleri dönemde ticari kâra dahil olacaklarından mükerrer vergilemeyi önlemek için bu dönemde ticari kârdan indirilmelidir.)

Tekdüzen Hesap Planı ve SPK, kıdem tazminatlarının karşılık ayrılarak giderleştirilmesini öngörmektedir. Ancak vergi kanunları kıdem tazminatlarında gider kaydını sadece ödeme halinde kabul etmektedir. Tekdüzen Hesap Planına göre kıdem tazminatları karşılık ayrılarak giderleştirilmişse, ödeme aşamasında tekrar gider kaydı muhasebe tekniği olarak mümkün olmamaktadır. Daha önceden ayrılan kıdem tazminatı karşılıkları kanunen kabul edilmeyen giderler olarak mali kâra dahil olacağından, karşılık ayrılmış kıdem tazminatlarından yıl içinde ödenen tutarların ayrıca ticari kârdan indirilmesi gerekir.

Kâr dağıtımında personele verilen temettü ücret olarak değerlendirilmekte ve ilgili olduğu dönemin kazancından indirilebilmektedir. Ancak yapılan ödemelerin ilgili dönemin kayıtlarına intikali fiilen mümkün olmamaktadır. Bu nedenle personele dağıtılan temettü tutarının kurumlar vergisi beyannamesinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

C- DÖNEM FAALİYET SONUCU ZARAR OLSA DAHİ İNDİRİLECEK İSTİSNA KAZANÇLAR

İstisnalar, vergiye tabi olmakla birlikte, muhtelif gerekçelerle vergilemeye konu edilmeyen kazançlardır. Kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlar KVK’nın 5. maddesinde düzenlenmiş olup, KVK dışındaki bazı kanunlarda da bir kısım kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmesine ilişkin hükümler bulunmaktadır. İstisna kazançlardan risturn istisnası sadece kurum kazancının mevcut olması halinde uygulanırken, diğerleri kurumun faaliyet sonucu zarar olsa dahi indirim konusu yapılır. Kurumun faaliyet sonucu zarar olsa veya istisna uygulaması sonucunda zarar oluşsa dahi uygulanacak olan istisna kazançlar yukarıdaki tabloda yer almaktadır.

D- ZARAR MAHSUBU

Zarar mahsubu KVK’nın 9. maddesinde düzenlemiştir. Zarar mahsubu, zarar olsa dahi indirilecek istisna kazançlar düşüldükten sonra pozitif bir tutar kalırsa yapılabilir. Bu işlem sonucunda negatif bir tutara ulaşılmışsa, söz konusu tutar gelecek döneme devreden cari yıl mali zararını gösterir.

Kurum kazancından mahsup edilebilecek zararları aşağıdaki gibi gruplandırmak mümkündür:

1- Kurumların kendilerine ait geçmiş dönem zararları,

2- Devir veya tam bölünme hallerinde devralınan veya bölünen kurumların zararları,

3- Yurt dışı faaliyetlerden doğan zararlar.

SONUÇ

Tekdüzen Hesap Planına göre bulunan dönem kârı vergi matrahı olan mali kârdan farklı bir tutar olup, kurumlar vergisi matrahının bu tutardan hareketle vergi kanunlarına göre hesaplanması gerekmektedir.

Her türlü, soru, görüş ve önerileriniz için iam@ozgemguvenbas.com.tr adresine maillerinizi bekliyorum.