TÜRKİYE TURİZM SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ (2014)

Turizm; bireylerin politik ve ticari amaçlar dışında, eğlence, öğrenim, sağlık, zevk, merak, spor, din, kültürel vb. sebeplerle bireysel veya toplu, belli bir süre zarfında gerçekleştirdikleri tüm faaliyetleri kapsamaktadır. Bu sebeple, gelişim potansiyeli çok yüksek ve bir o kadar da kırılgandır. 2014 Dünyasına bakıldığında, turizm temel olarak yoğun çalışma temposu içerisindeki bireylerin “tatil” ihtiyacından beslenmektedir. Her bireyin ihtiyaç duyduğu tatil ihtiyacı, dünya üzerinde yaşayan herkesi potansiyel müşteri olarak ortaya çıkarmakta, mevcut yaşam koşullarının devamlılığı ise, turizm sektörünün de temel ihtiyaçlardan (barınma, gıda ihtiyacı) biri olarak değerlendirilmesine imkan sağlamaktadır.
Turizm sektörü, 1950’li yıllarda yükselmeye başlayan hizmet sektörünün lokomotif alt kırılımlarının en önde gelenlerindendir. 1950 yılında turizm faaliyetlerine 25 milyon kişi katılırken bu sayı 2000 yılında 683 milyona , 2011 yılında ise 980 milyona ulaşmıştır Tıpkı bütün hizmet sektörlerinin olduğu  gibi turizmde de emek yoğun üretim gerçekleşir. Döviz girişi sağlaması sebebiyle dış ticarete pozitif yönlü katkısı ve emek-yoğun bir sektör olduğu için, istihdam sağlayıcı bir sektör olması sebebiyle, dünyadaki tüm devletler tarafından desteklenmektedir. Turizm sektörünün ülkelere doğrudan katkılarının yanı sıra, dolaylı katkıları da mevcuttur. Otel binaları, spor tesisleri gibi hizmet faaliyetleriyle inşaat sektörü için bir pazar yaratmaktadır. Ayrıca gıda sektörü için de çok önemli bir müşteri potansiyeli oluşturmaktadır.
Tüm bunların yanında, belki de bir ülkenin marka değeri için en önemli hizmeti sağlamakta; dünyadaki tanınılırlığını arttırmaktadır.
Hangi ülkeyi turist olarak ziyaret etmek isterdiniz sorusunun yer aldığı tüm istatistiklerde, Amerika Birleşik Devletleri kendine ilk 10 içine yer bulmaktadır. Bu kaanati destekler biçimde, Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) verilerine göre; ABD turizm gelirleri sıralamasında uzun yıllardır ilk sırada yer almaktadır. Bu istikrarlı liderliğin perde arkası aralandığında, gelişen dünyada “bilgi” nin en kıymetli hizmet aracı haline gelmesi çok önemli rol oynamıştır. Turizm sektörü açısından bilginin kendisi ve kullanımı önemli bir yere sahiptir. Bilgi teknolojileri turizm sektöründe üç teknolojik gelişmeyle birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Bu gelişmeler tarihi sırlamasıyla şu şekildedir; 1970’li yıllarda bilgisayarlı rezervasyon sistemlerinin (CRS) kullanılmaya başlanmasıdır. İkinci gelişme ise, 1980’li yıllarda küresel dağıtım sistemlerinin (GDS) turizm sektöründe kullanılmaya başlanmasıdır. Son gelişme ise, 1990’lı yıllarda internetin yoğun bir şekilde turizm sektöründe kullanılmaya başlanmasıdır (Buhalis, 1998: 412). Bilgisayarlı rezervasyon sistemleri, satış ortaklarına ve satış ofislerine elektronik dağıtım imkânı sunmakta ve turizm işletmelerinin stoklarını yürütmektedir. Bilgisayarlı rezervasyon sistemleri turistik ürünlerin küresel bazda tanıtımı, kontrolü ve satışını olanak vermektedir. Toplumun sosyo-ekonomik temelinde yaşanan değişiklikler, kişi başına düşen gelirdeki artış, eğitim ve sosyal düzeyin artması gibi ülkenin gelişmişliğiyle ilgili yaşanan pozitif yönlü değişiklikler sonucunda turistik tüketicilerin talep ve beklentileri değişmektedir. Bu sebeple insanların trizme yönelik tüketim anlayışlarını depolayan turizme yönelik bilişim sistemleri gelecek verileri oluşturmada yatırımcılara kolaylık sağlamaktadır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan yeni yaşam biçimlerine ve koşullarına uygun turizm alanları da rekabete katkı sağlamaktadır. Örneğin 1980 Türkiye’sinde fiyat, seyahat yeri belirlemede Türk aile yapısı için en önemli faktör iken, bugün yerini “konforlu” bir tatil ihtiyacına bırakmaya başlamıştır. TUROB verileri de bu dönüşümü destekler niteliktedir. 2014 1. Çeyrek istatistiklerini yayınlayan TUROB verileri, turizm gelirlerinin Ocak, Şubat ve Mart aylarından oluşan I. çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %3,4 artarak 4 807 836 bin $ oldu. Turizm gelirinin %76,2’ si yabancı ziyaretçilerden, %23,8’ i ise yurt dışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerden elde edildi. Ziyaretçiler, seyahatlerini kişisel veya paket tur ile organize ederek gerçekleştirildi. Bu çeyrekte yapılan harcamaların 4 261 833 bin $’ını kişisel harcamalar, 546 003 bin $’ını ise paket tur harcamaları oluşturdu. Bu çeyrekte yabancıların ortalama harcaması 877 $, yurtdışında ikamet eden vatandaşların ortalama harcaması ise 1 230 $ oldu. 2014 1. çeyrekte yurt dışını ziyaret eden vatandaş sayısı bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %4,1 artarak 1 728 284 kişi oldu. Turist olarak seyahat edenlerin kişi başı ortalama harcaması 790 $ olarak gerçekleşmiştir. Ülkemizden çıkış yapan ziyaretçi sayısı 2014 yılı I. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,1 artarak 5 065 759 kişi oldu. Bunların %81,7’sini (4 140 524 kişi) yabancılar, %18,3’ünü (925 235 kişi) ise yurt dışında ikamet eden vatandaşlar oluşturdu.
Ülkemizdeki turizm artışı, dünya genelinde artışın bir yansıması. Turizm sektörünün her yıl tüm dünyada da büyümeye devam ettiği verilerden ortaya çıkıyor. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO), 2013 yılında dünyadaki turist sayısının 2012’ye göre yüzde 5 artışla 1 milyar 87 milyon olarak açıkladı. 2013 yılında 2012’ye göre 52 milyon daha fazla kişi seyahat etti. Genel eğilimin sürekli bir büyüme içinde olduğunu gösteren verilerin yanı sıra, turizmin aslında çok kırılgan ve çok çabuk bir şekilde bölge değişiklikleri yaşayabilen bir sektör olduğunu kanıtlayan veriler de yine aynı kuruluş tarafından yayımlandı. Geçen yıl dünyada turizmin büyüme göstermediği tek bölge ise Ortadoğu olarak verildi. 2013’te 52 milyon turistin gittiği Ortadoğu ülkelerinde büyüme yüzde 0 (sıfır) olarak gösterildi. UNWTO, özellikle Suriye, Ürdün ve Libya gibi ülkelerde turizmin son yıllarda çok büyük kayıba uğradığını ancak 2015 için Ortadoğu ülkelerinin turizminde yüzde 5’lik büyüme öngörüldüğünü kaydetti. Açıklanan verilerde ayrıca 2013 yılında turist gönderen ülkelerde en fazla büyüme Çin (yüzde 28), Rusya (yüzde 26) ve Türkiye’de (yüzde 24) görüldü. 2014 Turizm beklentileri ise Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy, 2014’te ülkeye gelecek olan yabancı ziyaretçi sayısının 37- 38 milyon civarında olacağını belirtti ve “Turizm gelirinin ise 35 milyar dolar civarında olacağını öngörüyoruz” dedi.
2013 yılında Türkiye uluslararası turist gelişleri itibarıyla dünyada 6’ıncı sırada yer aldı. Türkiye’nin son yıllarda gelen turist sayısının artmasına bağlı olarak turizm gelirinin ekonomiye katkısı artıyor ve 2012’de turizm sektörü ihracat gelirlerinin yüzde 19,2’sini oluşturdu. Dış ticaret açığının yüzde 34,9’nu kapattı ve 2012’de GSMH içindeki payı ise yüzde 3,7 olarak gerçekleştiği göz önüne alınırsa, ülkenin gelişmesi için hizmet sektörü içinde turizm çok önemli bir sektör aracı konumunda.
Turizm sektöründe ülkemiz adına alınan bu istikrar gösteren veriler, yapısı itibariyle istikrar ve güvenin sağlanabildiği bölgelerde devamlı gelir ve dış ticaret dengesi için önemli bir gelir kaynağı olmaya devam eder. Ülkemizin sahip olduğu coğrafi konum avantajı da doğru tanıtımlar sayesinde başta uluslararası otel zincirlerinin yatırımları olmak üzere birçok yatırım projesini çekmeye devam etmektedir.
Turizm ne özel sektörün ne de kamu sektörünün tek başına yönetebileceği bir sektör değildir. Birlik içinde ve uyumlu çalışmalar sonucu belirlenecek stratejilerle başarıya ulaşılabilir. Turizmde hedef potansiyelini oldukça ilerilere taşımış ve özellikle son 15 yılda kazanmış olduğu tecrübeyle sektörün sorunları ve sorunların çözümleri üzerine birçok akademik çalışmalar yapılmış, çalıştaylar düzenlenmiş ve bir kısım sonuçlar elde edilmiştir. Sanayisi ekonomi içinde geri planda kalmış, hizmet ağırlıklı ekonomilere sahip tüm ülkeler gibi, Türkiye’de elindeki turizm potansiyelinin farkında olmalı, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yatırım yapmasını sağlamak amaçlı zeminin hazırlanmasına çalışılmalıdır.

UFRS VE TMS UYGULAMA FARKLARININ SEBEPLERİ

2002 yılında Avrupa Birliği tarafından alınan karar sonucunda Avrupa Birliği üyesi ülkeler tarafından uygulanmaya başlanan, mali tabloların tüm okuyucuları tarafından anlaşılabilir olmasını sağlamak amacıyla bir raporlama sistemi geliştirilmiştir. Avrupa Birliği için bile yeni bir sistem sayılabilecek bu raporlama standartlarına ülkemiz de uyum gösterebilmek adına yeni yasal düzenlemelere gitmiştir. Avrupa Birliği üyesi ülkeleri, halka açık tüm şirketlerin 2005 yılı mali tablolarında Uluslararası Finansal Raporlama Standartları’na (UFRS) tabi olmalarını gerektiren bir muhasebe düzenlemesini hayata geçirmiş böylece asıl amaçlanan ülke sınırlarının “ticari” açıdan tamamen kaldırılması için çok önemli bir adım atılmıştır. Bu değişiklik, bir aday ülke konumunda bulunan Türkiye’yi de derinden etkilemiştir. Avrupa Birliği’ne uyum çalışmaları içinde olan Türkiye’deki düzenleyici kuruluşlarda ardı ardına UFRS’ler ile uyum çalışmalarına başlamışlardır. Son olarak yeni Türk Ticaret Yasasının yürürlüğe girmesi ile birlikte bu raporlama tekniğinin bilinirliği daha da artmıştır. Özellikle yabancı ortaklı firmalar hızlı bir şekilde bu raporlama standartlarına uygun mali tablolar hazırlamaya başlamışlardır. Ayrıca yabancı ortak arayışı içinde bulunan özellikle dış ticaret ağırlıklı firmalar da mevcut tablolarını bu standartlarla uyumlu bir şekilde raporlayarak firmalarının sermaye ihtiyacını karşılamak amacı içine girmişlerdir. Bütün bu gelişmeler yakın zamanda UFRS’lere göre finansal tablo hazırlayan işletmelerin sayısı hızla artacağını göstermektedir. Bu durum aynı zamanda mali tablo hazırlayıcılarına ve denetim firmalarına da çok iş düşeceğinin göstergesidir. Böyle bir düzenleme %97’si halen KOBİ ölçülerinde faaliyette bulunan Türkiye ekonomisi için yeni bir iş kolu ihtiyacı doğurmuş ve bu konu üzerine bilgi sahibi olan kişiler için yeni bir kazaç kapısını aralamıştır. Hizmet sektörünün bir parçası olan ve ticari hayat devam ettikçe mutlaka var olacak bir meslek olan mali müşavirlik, bilginin daha değerli sayılacağı, kişisel gelişimin daha kıymetli olacağı bir döneme nihayet ülkemizde de girmeye başlamıştır.
UFRS geneli itibariyle bugün ülkemizde standart bir format halinde yayımlanan ve Maliye Bakanlığı beyannamelerinde her bir mükellefin ayni şekilde raporlamasını sağlamak amacıyla düzenlenmiş tabloların, şirketlerin ihtyaçları doğrultusunda daha efektif bir hale dönüştürülmesinden başka bir şey değildir. Gelinen teknoloji ve mevcut ekonomik konjektür düşünüldüğünde aslında “vergiyi doğuran olay”ın tespit edilmesi çok karmaşık bir hal almıştır. Ayni iş kolu içinde bulunan firmalar artık binlerce farklı satış, faturalama, ödeme vadesi, teslimat şekilleri geliştirmiş durumdadır. Bütün ülke ekonomisi için hangi harcamaların şirketin gideri olarak kabul edilebileceği, hangi harcamaların ise “Kanunen Kabul Edilmeyen Gider” olarak mali tablolarda gösterilmesini hâlâ standart bir mali tablo ile beyan ettirme çabası, uygulamada kasıtlı ya da kasıtsız yapılan yanlışlar sonucu meydana gelen vergi cezaları ve vergi ziyaları sonucunda gelir elde etmeyi amaçlayan bir denetim sistemi, beyannameyi hazırlayanlar tarafından şirkete katkı sağlamaktan çok, şirketi vergi cezasından korumayı amaç edinir bir müşavirlik hizmeti sunulmasına dönüştürmüş durumdadır.
UFRS’nin TMS’den ana farkı; hizmet etmek istediği amaçlardır. Bunun dışında uygulamada, “ertelenmiş vergi” (deferred tax) yaratılması dışında sonuçta bir farklılık elde edilmemektedir. TMS, verginin korunmasını amaçlayan bir sistem oluşturmuştur ve harcamaların giderleştirmesinde kanun desteğiyle “gerçekleşmesi” zorunluluğu kıstasını getirmiştir.
Karşılık giderleriyle ilgili UFRS standarı bu durumu izah etmek için güzel bir örnektir.

UMS 37
Karşılıklar, Şarta Bağlı Yükümlülükler ve Şarta Bağlı Varlıklar

Alacaklarla ilgili taraflar arasında gerçekleştirilen “yeniden yapılandırma” ve tek taraflı sözleşmeleri de kapsayan karşılıklar, şarta bağlı yükümlülükler ve şarta bağlı varlıkların muhasebeleştirilmesini belirten durumlar UMS 37’ye ile ilgilidir. Ülkemizde mali tablolarda karşılık ayrılamadan ve Alıcılar-120 hesabına mahkum olarak yıllardır beklemek durumda alacağı imkansız hale gelen işlemlerden tablolarımız gerçek verileri yansıtamaz hale dönüşmeye başlamıştır.
Bu standarta göre karşılıklar ayrı olarak gösterilirken, tahakkuklar genellikle ticari veya diğer
borçların bir parçası olarak gösterilir. Bilanço tarihi itibariyle, mevcut bir yükümlülüğün var olmama olasılığının bulunduğu ve ekonomik fayda içeren kaynakların işletme dışına çıkmaları olasılığının düşük olmadığı durumlarda, söz konusu husus şarta bağlı borç olarak mali tablolarda açıklanır. Bir yorum olarak buraya eklemek isterim ki, ülkemiz mali tablo raporlarında “dipnot” kısımlarını halka açık şirketler dışında kullanan mali tablo hazırlayıcı çok küçük bir azınlıktır. Bunun sebebi biz de ihtimale dayalı bir muhasebe kayıtlamasının mümkün olmamasındandır. Yükümlülük tutarının güvenilir biçimde tahmin edilememesi Güvenilir bir tahminin yapılamadığı çok nadir durumlarda, mali tablolara yansıtılmayan bir borç mevcut olabilir. Söz konusu borç, şarta bağlı borç olarak mali tablo dipnotlarında açıklanır. Şarta bağlı yükümlülükler. Şarta bağlı borçlar, ekonomik fayda içeren kaynakların işletmeden çıkmalarıihtimali uzak olmadıkça, bu standardın 86. paragrafında mali tablo dipnotlarında açıklanır. Bu durum, örneğin 40 günlük sürecek bir nakliye süresi için (gemi ile teslimat) sırasında malların teslim edilecek limana ulaştırılaması, ulaştırılamama sebeplerinin sigorta poliçesinde yer almaması ve bu sebeple karşı tarafın malları teslim almaması sonucunda kaybettiği itibar, müşterisiyle yaşadığı sorunlar, üretim sürecinin aksaması gibi oluşabilecek sıkıntılar sebebiyle yükümlülük tutarının güvenilir bir şekilde tespit edilememiş olması olarak açıklanabilir.
Şarta bağlı varlıklar, ekonomik faydaların işletmeye girişleri olası ise, bu standardın belirtilen şekilde mali tablo dipnotlarında açıklanır. Üretim sürecinde yaşanan sorunun teslim alınan hammadde ile ilgili olduğu tespit edilirse, gerçekleşebilecek durumdur.
Tazminatlar
Bir karşılığa ilişkin sorumluluğun yerine getirilmesi için gerekli harcamaların belli bir kısmının ve/veya tamamının diğer bir taraf tarafından tazmin edilmesinin beklendiği durumlarda, söz konusu tazminat, bilançoda muhasebeleştirilir bunun yanında da ayrı bir varlık gibi değerlendirilir.
İlgili tazminat sadece işletmenin yükümlülüğü yerine getirmesi durumunda tazminatın elde edileceğinin büyük bir olasılık ise muhasebeleştirilir. Tazminata ilişkin olarak muhasebeleştirilen tutar karşılık tutarını geçemez.
Herhangi bir karşılık gideri, buna ait tazminata ilişkin muhasebeleştirilen tutar düşüldükten sonra bulunacak net tutarıyla gelir tablosunda yer alabilir. Belirtilen net sunuma izin verilir, fakat zorunlu değildir.
Yeniden yapılandırma karşılıkları
Bir yeniden yapılandırma işleminin durdurulan faaliyet tanımına girmesi durumunda, UFRS 5; Satış Amaçlı Elde Tutulan Maddi Duran Varlıklar ve Durdurulan Faaliyetler standardı uyarınca ek açıklama yapılması gerekli görülebilir.
Bir işletmenin, bilanço tarihinden sonraki bir tarihte yeniden yapılandırma planını uygulamaya başlamış veya ana özelliklerini, bu değişikliklerden etkilenecek olanlara bildirmiş olması durumunda, eğer yeniden yapılandırma işlemi önemli ve buna ilişkin açıklamanın yapılmamış olması halinde kullanıcıların mali tablolar çerçevesinde alacağı ekonomik kararlar etkilenmekte ise, konuya ilişkin açıklamanın UMS 10 Bilanço Tarihinden Sonraki Olaylar standardı çerçevesinde dipnotlarda açıklanması gerekir.
Karşılıklar

İşletme her bir karşılık sınıfı için, aşağıda yer alan hususlara ilişkin olarak mali
tablo dipnotlarında açıklamada bulunur:

• Dönem başı ve dönem sonu itibariyle defter değeri. (UMS 37.84(a) a) )
• Mevcut karşılıklara yapılan ekler de dahil olmak üzere, dönem içerisinde ayrılan karşılıklar; (UMS 37.84(b) b) )
• Dönem boyunca kullanılan tutarlar (örneğin, karşılığa ilişkin olarak maruz kalınan ve yüklenen); UMS 37.84(c) c)
• Zamanın geçmesinden ve iskonto oranında oluşan herhangi bir değişikliğin etkisinden kaynaklanan, iskonto edilen tutarda dönem boyunca oluşan artışlar.

Şarta bağlı yükümlülükler
İşletme her bir şarta bağlı borç sınıfı için bilanço tarihinde, bunların yerine getirilmelerine yönelik kaynak çıkışı ihtimali düşük olmadığı sürece, aşağıdaki hususları açıklamalıdır: Kaynak çıkışı olarak ifade edilen duruma, şirket adına yüklü bir tazminat talebiyle açılmış bir dava örnek olarak gösterilebilir.
Böyle bir durum mevut ise;
• Söz konusu yükümlülüğün finansal etkilerine ilişkin tahmin,
• Mümkün ise, kaynak çıkışlarının miktar ve zamanlaması hakkındaki bir açıklama,
• Sonucunda gerçekleşebilecek tazminat olasılığı.

Şarta bağlı varlıklar
İşletmeye ekonomik fayda girmesi muhtemel ise işletme aşağıdakileri açıklamalıdır:

• bilanço tarihi itibariyle şarta bağlı varlığın esasına ilişkin özet bir tanımlama,
• Söz konusu varlığın finansal etkisine ilişkin tahmin.

UFRS-Karşılıklar örneğinde görüldüğü gibi “şeffaf mali tablo” oluşturmak, UFRS’ye göre mali tablo hazırlayanların öncelikli amacı durumdadır. Bu şekilde henüz bir karara bağlanmamış ama şirkete yükümlülük getirme ihtimali olan ya da varlık sağlama ihtimali olan borçlar/alacaklar ilgili tabloları kullanacak olanların şirket ile ilgili verecekleri kararlara yardımcı olmak öncelikli amaçtır. Böylece iki yılı kapsayan karşılaştırmalı tablolar ile ilgili yapılacak analizin orta vade yatırım kararı almada sağlayacağı katkı önemli bir seviyede olabilecektir.

Günümüzde ülkemizde faaliyet gösteren uluslararası firmalar, yurtdışı raporlamalarında bu standartlara uygun verileri hazırlamak için, çift hesap numarası kodu kullanmakta, VUK’un izin vermemesi sebebiyle de örneğin, alacağın imkansız hale geldiği durumlarda mahkeme kararını beklemeden UFRS’ye göre alacağı şüpheli alacak haline getirip karşılığı ayırabiliyorken, ülke içi raporlamasında nazım hesapları tercih etmek durumunda kalmaktadır.
“Daha çok vergi geliri” elde etmeyi amaçlamak isteyen bir karar verici, ülkesindeki tüm şirketlerin öncelikli olarak vergi verebilir, istikrarlı şirketler olması için çaba göstermelidir.